Lost 5.Sezon 8.bölüm bir kaç teori....

http://www.yuzsekiz.com/wp-content/uploads/2009/02/lost_05x08.jpg

Geçen bölüm gördük ki John çarkın bulunduğu yere gittiğinde çark bir oraya bir buraya gidiyordu. Acaba parıltılar sadece o çarkın yerine oturmadığından mı oluyordu ve John çevirdikten sonra o yüzden mi sona erdi?

Yoksa bir şekilde zamanın akışına göre bizimkilerin 1974′e mi gitmesi gerekiyordu ve bu sağlanınca mı bitti?

Aynı parlamalar neden Ajira uçağında oldu ve Oceanic 6′i 1977′ye götürdü?

1977 neden önemli?

Gerçekten kaf karıştıcı ve Ada’nın zaman kurgusu açısından tartışılması gereken bir konu…

Ada geçmişe gitmiş olsa üzerindeki herkes gitmeliydi. Oysa sadece kazazedelerin gittiğini görüyoruz.

http://z.about.com/d/lost/1/0/5/m/-/-/Sawyer-and-Doc.jpg

Görünüşe bakılırsa 316 geldiğinde Sun parıltıdan etkilenmiyor ve Jack’lerle birlikte geçmişe gitmiyor. Bunun üzerine gitmekte fayda var.
316 geldikten sonra çark çevrildi ve parıldamalar sona erdi diye düşündüğümüzde Sun’ın geçmişe fırlamamasının sebebi bize parıltıların sebebini de verecek.

Sun adadan ayrıldığında hamileydi. Acaba çocuğu dünyada bıraktığı için mi yani, adadan ayrılduığı zamankinden farklı olduğu için mi geçmişe gitmedi?
Belki öyledir ama bu bizi bir yere götürmüyor.

Sun’ın geçmişe gitmemesinin şu anki bilgilerimizle sadece bir tane sebebi olabilir ki o da geçmişte zaten bulunmamış olması. Sun 1977 yılında bulunmamışsa neden o zamana gitsin ki? Aynı şey Lapidus için de geçerli.

Bu durumda parıltıların sebebi geçmişi oluşturmak olmuyor mu? Örneğin Locke 1954′de bulunmuş. Bunu doğruluyorsun ama günümüze geri dönmeye kalktığında aradaki bir eksiklik seni tekrar geçmişe atıyor. Çünkü zaman oc6′nın eksikliğinden dolayı boşlukları dolduramıyor. Ta ki döndüklerinden sonra Locke çarkı çevirene kadar. Çark çevrildiğinde bizimkilerin 1974′de yapacakları henüz yapılmadığı için o tarihte kalıyorlar. Bunun anlamı ise bence şu. Sawyer, Juliet, Jin, Faraday ve Miles 1974′e kadar olan “eski zamanlardaki” görevlerini tamamladılar.

İşin güzel tarafı parıltılar durduğuna göre Adaya henüz dönmeyen kişiler (Aaron, walt, Desmond vs.) 74 öncesine etki etmemişler. Etmiş olsalardı parıltılar bitmezdi. Jack, Hurley ve Kate de 77 ve sonrasına etki etmiş olmalı yoksa o tarihe şutlanmazlardı.

Locke ise dış dünyada ölebildiğine göre bence geçmişe müdahele şansı hiç kalmadı.

Bundan sonraki parıltının nasıl olacağını da aynı mantıkla kestirmek zor değil. Ya şu anda adada olmayanlardan biri gelecek yada geçmişte bizimkiler veya gelecekte Benjamin gibiler çarkı çevirtecek.
Ya da tam Lost usulü bir yöntemle bu işin başka bir yolu gösterilecek…

Teori : Metinyaw www.lostforum.gen.tr

Recep İvedik 2 ...... Eleştirisel yaklaşım

Resim

Evet filmi sırf eleştirmek için dün izledim zorla gülmeye çalıştım ki adamın hayvanlığına gülmemek elde değil Recep İvedik günümüz sinema sanatında kültür ve medeniyet sınırılarını aşmış bir yapıt.

3.sünün olacağıda kesin o yüzden bu gişe rekorları kırıp aynı zaman en kötü film seçilmesinden dolayı halkımızın sinema sanatının bakışında derin bir zıtlık olduğunu düşünüyorum. Çok kötü bir film ama herkes izliyor, ondan daha çok çaba harcanan filmler arka planda bile kalıyor bunun yanında eleştirmenler ve halk tarafından kötü film seçiliyor.

Yahu bal gibi biliyoruz türk sinemasının kan kaybettiği şu dönemde şaşalı filmlere ihtiyacımız var halkımız iyi ve kötü filmi seçmesin iyi biliyor ama nasıl oluyorda recep ivedik rekorlar kırıyor.

Çünkü bence halk gözünden baktığımızda Türkiyenin şartlarıda göz önüne alınınca halkımızın gülmeye ihtiyacı var ne olursa olsun. Ekonomik kriz , işşizlik o dert bu dert derken insanoğlu yaşam şartları altında yaşamayı unutuyor. Aslında Recep İvedik tipik bir Türk Krosunu canlandırdığı için bir çok kişi recep ivedikde kendini buluyor ( isterseniz hakaret olarak algılayın :roll: )

ResimResim
ResimResim
ResimResim
ResimResim
Resim

Recep İvedik le çok şey yazmaya devam edeceğim…


1 by you.

İngiliz ordusunun ölüm makinaları arasında görünmeyen robotlar, kamuflaşlı tanklar olacak. İngiliz Savunma Bakanlığının tanıttığı silahları gelecekte sadece çok deneyimli profesyonel askerler kullanacak. Bildiğimiz anlamda bir orduya da belki gerek kalmayacak. İnsansız uçaklar bir komutla havalanacak ve yeryüzündeki hedefini bombalayıp geri dönecek. Şehirleri robot askerler işgal edecek ve güvenliği onlar sağlayacak. Robotlar ayrıca lojistik destek sağlayacak, yaralıların hastanelere taşınmasına yardımcı olacaklar. Her askerin bir tankı olacak ve bu tank içinde güvenli bir şekilde devriye gezecek.

1 by you.
7 by you.
4 by you.3 by you.5 by you.

the reader

2009 Akademi Ödülleri’nde 5 adaylığı olan The Reader, bir Stephen Daldry filmidir. Daha önce ilk filmi Billy Elliot ile 2000 yılında, The Hours filmiyle de 2002 yılında aday olan ama Oscar sevincin yaşayamayan İngiliz yönetmen ne yazık ki 2009 Altın Küre ödüllerinden de eli boş döndü. Filmi Bernhard Schlink romanından sinemaya David Hare uyarladı. Hanna Schmitz rolü için seçilen Nichole Kidman, hamileliği nedeniyle filmden ayrılınca Kate Winslet rolü üstlendi ve gerek cüretkar sahnelerde gerekse mahkeme sahnesinde gösterdiği performansla Altın Küre kazandı. Altıncı kez aday olduğu Akademi Ödüllerinin de en güçlü adayı. Filmin erkek oyuncuları genç yetenek David Kross ve yılların oyuncusu Schindler’s List ,The English Patient ,Red Dragon gibi başarılı filmlerden tanıdığımız Ralph Fiennes.

the reader

Kate Winslet’in Oscar’a layik görüldüğü film ve bir cesur sahne daha

Türkiye’de 6 martta vizyona girecek filmin konusu ;
1958 yılı Almanya’sında okul çıkışı eve gitmekte olan 15 yaşındaki Michael Berg hastalanır, evine gitmesi için ona yardım eden 36 yaşındaki kadına karşı minnet duyar ve iyileşince ona teşekkür etmeye gider. Aralarında fiziksel bir ilişki başlar. Kontrolü kadının elinde olan birbirlerini tanımaya anlamaya izin vermeyen, kadının öğretici, genç oğlanın öğrenci olduğu sadece cinsellikten ibaret bir ilişkidir bu. Önce her okul çıkışını sonra yaz mevsiminin gelmesiyle her gününü kadının yanında geçirmeye başlayan genç, kadına tutkuyla bağlanmıştır. Hanna’nın çocuktan kendisine kitap okumasını istemesiyle aralarındaki ilişki yeni bir boyut kazanır. Artık Michael okuyucu, Hanna ise dinleyicidir. Kitap okumak birinci sıraya cinsellik ise ikinci sıraya yerleşmiştir. Sadece adını bildiği, kitaplar okuduğu ve seviştiği kadına aşık olan genç, evin dışında da beraber vakit geçirebilecekleri hafta sonu şehir dışı gezileri bile planlar. Ama bu rüya günler tramvayda kondüktör olarak çalışan Hanna’nın ofise terfi etmesiyle son bulur. Ofiste çalışmak istemeyen Hanna, gence haber bile vermeden ortadan kaybolur.

New York Film Ekolü



1950’lerde Hollywood’a karşı doğan New York Film Ekolü’nün temsilcilerinden olan ünlü yönetmen-yapımcı Fehmi Gerçeker, Brezilya ve Amerika’dan sonra, Türkiye’deki üçüncü atölyesini Çengel Sanat’ta düzenliyor.
New York Film Ekolü Atölyesi’nde bir filmin bütün yapım aşamaları katılımcılar tarafından ortak çalışmayla gerçekleştiriliyor. Tamamen etkileşimli ve paylaşımcı olan atölyede, grup aktif bir şekilde kendi yönünü kendisi belirliyor. “Film yapılarak öğrenilir” yönteminin önemini vurgulayan Fehmi Gerçeker, bu nedenle ilk günden itibaren kamerayı katılımcıların kullanımına sunuyor. Katılımcıların bilgi ve deneyimlerini ortaya koymalarına imkan tanıyan atölye için Gerçeker, “Hata yapmaktan korkmadan, kişinin özverisini ve kendine güvenini ortaya çıkaran bir çalışma ” diyor.
Çengel Sanat, katılımcılara atölye saatleri dışında kaynak araştırma ve film izleme konusunda da yardımcı oluyor. Çalışmaların verimi açısından atölyeye sadece 10 kişi kabul ediliyor. Atölye için kayıtlar 19 Ekim’e kadar devam edecek. Ön kayıt için Çengel Sanat’tan katılımcı formu isteyebilirsiniz.
Atölye Programı:
Hollywood sineması
New York Film Ekolü
Amerikan bağımsız sineması
Film yapım biçimleri
Sinema- insan iletişimi
Senaryo yazımı
Casting / oyuncu seçimi
Mekan seçimi
Çekim
Kamera, ses ve ışık kullanımı
Oyuncu yönetimi
Kurgu teknikleri
Ses ve müzik efektleri
Film gösterimi ve incelemesi
Atölye Tarihi: 25 Ekim - 6 Aralık 2008Her hafta Cumartesi 10:00/ 17:00 arası (7 hafta toplam 50 saat ve üzeri)
Fehmi Gerçeker hakkında detaylı bilgi için: http://www.fehmigerceker.com/
Detaylı Bilgi için: http://www.cengelsanat.com/
Tel: 0216 418 30 31 , info@cengelsanat.com

Babylon A.D









Vatanı Amerika’dan kovulmuş eski bir paralı asker olan Tooroop (Vin Diesel), kanun dışı bir suç örgütünün başı olan Gorsky (Gerard Depardieu) tarafından Aurora (Melanie Thierry) isminde bir kızı ve bakıcısı olan Rahibe Rebeka’yı (Michelle Yeoh) Amerika’ya götürmek zorunda bırakılır. Sırbistan’dan başlayıp Rusya’yı boydan boya geçerek Bering Boğazına ulaşan Tooroop ve kargoları (filmde öyle isimlendirilmiş), sınırı geçerek Kanada üzerinden Amerika’ya ulaşırlar. Görevini tamamladığında Aurora’nın çok kıymetli bir şey taşıdığını öğrenen Tooroop hayatını tehlikeye atmaktan çekinmeyecektir.
Vin Diesel'in Performansını izlemek için bile bu film izlenmeli

Yukarıda konusunu kısaca özetlediğimiz filmin yönetmeni, adını 1995 yapımı Protesto – Nefret (La Haine) isimli filmle duyuran ve daha sonra çektiği Nehirler Kızıl Akacak (Les Riviéres Pourpres) ve Gothika ile de ününü perçinleyen Mathieu Kassovitz. Filmin başrol oyuncusu Vin Diesel. Kendisine Kaplan ve Ejderha (Crouching Tiger, Hidden Dragon) filminin başrol oyuncusu Michelle Yeoh eşlik ediyor. Bir diğer önemli rolü Fransız aktris Mélanie Thierry üstlenmiş. Bir de küçük bir rolde Gerard Depardieu’yu görüyoruz.






Film, tarih olarak 2017 sonrası bir zaman dilimi içerisinde geçiyor. Bu yönüyle bir bilim-kurgu. Sadece tarih sebebiyle değil, 2017’de Avrupa ve Rusya büyük bir yıkım geçirmiş, merkezi idareler iktidarlarını kaybetmiş ve tamamen bir kaos ortamı hüküm sürmektedir. Ama öte yanda Amerika kıtası ise medeni havasından hiçbir şey yitirmemiş ve ayakta kalabilmeyi başarmıştır. Filmin ilk yarısı boyunca insan hayatının hiçbir değer ifade etmediği, türlü sıkıntıların yaşandığı, yanmış, yıkılmış Asya ve Avrupa’nın içler acısı hali bir yol hikâyesi şeklinde aktarılıyor. Filmin ikinci yarısı ile Amerika’daki düzen, nizam ve intizam senaryo açısından ciddi bir çelişki gibi görünüyor. Filmde biraz Aurora kimliği üzerinden yönetmenliğini Alfonso Cuaron’un yaptığı Son Umut (Children of Men) havası verilmek istenmiş. Kargo teslimatı da akıllara Taşıyıcı (Transporter) isimli filmi getiriyor. İki filmi karıştırın, karakterleri de hem görünümleri hem de davranışları açısından 6. Element (Fifth Element)’den klonlayıp aynı tencereye atın, kısık ateşte 5 dk. pişirin, tuzunu, salçasını ilave edin, böyle bir film ortaya çıksın.
Zaten filmin yönetmeni de, yaptığı işi beğenmemiş olacak ki, yapımcı Fox şirketi ile sorunlarını dile getirip “Film için hiç mutlu değilim. Bir sahne bile isteğime göre çekilmedi. Senaryoya uyan hiçbir sahne yok. Kötü yapımcılar, kötü bir deneyim. Fox pg-13 tarzı bir çocuk filmi yapmak istedi. Onlarla kavgaya hazırım ancak umurlarında değil.” demiş. Filmin Amerikan versiyonu 90 dk., Fransız versiyonu 101 dk. ve Director’s Cut ise 161 dk. Böyle olunca da film de konu olarak neden bir yere varamadığımızı biraz olsun anlıyoruz. 71 dakika kesilmiş filmden :).
Oyunculuk açısından ise, Vin Diesel her zaman bildiğimiz standartlarında bir oyunculuk sergilemiş. Ya da şöyle diyeyim, Riddick’ten iyi değil. Kendisine eşlik eden Michelle Yeoh ise dövüş sahnelerindeki performansı ile durumu biraz olsun kurtarıyor, ama bu senaryo ile ancak bu kadar dedirtiyor. Melanie Thierry ise vasat bir oyunculuk sergiliyor.
Konu sonuca bağlanmadan bir anda bitiverince filmde pek çok şey yerli yerine oturmuyor, havada kalıyor. Sanki bir devam filmi gelecekmiş havası var, ancak ben bunun küçük bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. İlk başlangıcıyla izleyiciyi sarıveren, normal düşünce kalıplarının dışına çıkaran (bilim kurgu filmlerini bu yüzden severim), ikinci bölümü ve finaliyle izleyicilerini fazla memnun edemiyor. Böyle olunca da izlesem de olur, izlemesem de tarzında bir film ortaya çıkıyor.

Özel Röportaj

Röportaj: Bahadır Karasu - Gencsinema.net

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEitITg1RHSqj6lDD_LCsXiPMtl8Bl4g9f_6Gw98QbPaljzOji17IWiaS3468_SWVB-MvgOVesJ_6QfQMwfpZ5kDv6WN58Xx_w_TSu47m5Z4ocntqz64lnKR8K_SvY41NrbksCK8bqYslz38/s400/chris+with+orcs.JPG

Filmin yönetmeni Chris Bouchard çekimde


Bahadır : Bu filmi yapma fikri nereden geldi?

Brian : Chris Bouchard (Filmin Yönetmeni) Yüzüklerin efendisi kitabını bitirdikten sonra bu fikri üretti. Aragorn’un yaşamında bilinmeyen bir olayı ele aldı yani Aragorn kardeşliğe katılmadan önce Gollum’u aramaya çıkması konusunu ele aldık. Çok fazla bilgi yoktu ancak Chris’in ansiklopedik bilgileri sayesinde senaryoyu yazabildik. Chris filmin 30 dakika süreceğini söylemişti ancak prodüksiyon sırasında bazı sahnelerde eklendi ve 30 dakikadan daha uzun sürecek.

Filmin profesyonel gibi göründüğünü söyleyebiliriz. Neredeyse Peter Jackson’un filminden farkı yok yani bu filme herhangi bir harcama yapıldı mı?

Bir filmin hiç para harcanmadan yapılabileceğini sanmıyorum filme £3000
gibi miktar harcandı ve birçok insan bunu öğrenince şaşırdı. Bu kadar az harcamanın nedeni kalabalık bir takıma sahip olmamız ve profesyonellerin projeye bedava girmesi oldu. Projedekiler oldukça memnunlar çünkü onlarda bizle gibi Yüzüklerin Efendisi hayranı. Umarım bir çok kişi tarafından izleniriz.

http://farm4.static.flickr.com/3259/2730796960_2ffb27fa60.jpg?v=0

Orta Dünya atmosferini filme nasıl yansıttınız. Amatör Yönetmen olarak gerçekten merak ediyorum bir fan filmi için gerçekten önemli bir nokta.

Brian : Filmin yapımı gerçekten şaşırtıcı ve önemli olan objektiften bakarken ne gördüğümüzdür. Londra etrafında , odun ağaç bolluğu olan yerlerde çekildi sahneler eğer sen de olsaydın bir çok köpek ve diğer canlı türlerini görebirlirdin fakat kurguda bunları kesiyoruz önemli nokta ise mekana göz gezdirmektir eğer onun Orta Dünya atmosferini yansıtmayacağını düşünüyorsanız vazgeçersiniz ayrıca CGI teklonojisine çok borçluyuz eğer çekimler tatmin etmiyorsa, post prodüksiyon esnasında bu sanal dünya yaratan teklonojiyi kullanıyoruz.

Daha önce hiç ünlü aktörlerle çalışmış mıydınız ? Şu an çalıştığınız aktörlerin geleceğin yıldızları olduğunu biliyorum

Arin Allridge bu çalışmada en yüksek üne sahip daha önce Bill de bir karakteri oynamış ( Bill polisi anlatan popüler ingiliz drama dizisi )

Film nasıl yayınlanacak internetten mi yoksa özel bir dvd mi piyasaya sürülecek?

İlk olarak internet ön planda fakat henüz karar verilmedi. Şubat sıraları filmin nasıl elde edilebileceği hakkında bilgileri yayınlayacağız ayrıca bizlere katkısı
olan fanlarada özel DVD yollanacak.

Aragorn’u oynayan aktör adı Adrian Webster galiba, orklarla dövüş sahneleri için herhangi bir eğitim aldımı?

Adrian iki önemli dövüş ustası tarafından eğitildi Ruth Copper-Brown ve Rachel Bown-Williams Adrian 6 günlük eğitim aldı ve öğretmenler daha çok çalışmak istediler iyi iş başardı gerçekten.

Hollywood sinema sektöründe çalışmayı düşündünüz mü?

Hollywood tüm filmcilerin hayali olmuştur ama bildiğim kadarı ile takımımızın Hollywood için herhangi bir planı yok.

http://www.residue-movie.com/th4g/bts/bts_ca10.jpg

Hunt For Gollum gerek çekimleri gerekse oyuncu performansıyla ses getirecek

Başka kısa filmlerinizden ve uzun metraj filmlerinizden bahsedebilir misin?

Chris bir başka yapımı olan Human Residue’yi yönetiyor. Daha tamamlanmadı ama bu yıl içinde bitecek umarım. Çalıştığım en son şey müzik video sanat projesi olan Underovertheclouds oldu. Gladys Julliane ve Ash bizim takımımızdan. Onların da Banshee Production adı altında yapımları var. Spencer ise şu an Umbrage adlı filmi ile uğraşıyor yakında çekimlerine başlanacak.

Başka bir LOTR fan filmi çekecek misiniz?

Sanmıyorum, Chris ilk olarak Human Residue’yi bitirmek istiyor ve bundan sonra bir çok proje olabilir. Ama takımın başka bir LOTR projesi düşündüklerini sanmıyorum özellikle bedava yer alan insanların bir kez daha çekim yapacaklarına. Çünkü eğlenceli olmasına
rağmen uzun ve yorucu bir deneyim.

Amatör yönetmen olarak bu soruyu kişisel olarak soruyorum IMDB’ye nasıl geçeriz? Siz geçebildiniz mi?

Bildiğim kadarıyla IMDB çok izleyeciye ulaşan yapımları kendi kayıt yapıyor ancak eğer siz kendinizi kayıt yaptırmak istiyorsanız ücret karşılığın filminizi kayıt edebilirsiniz bu 2 ay kadar süre alıyor. Biz de kendimiz kayıt yaptırdık.

Gelecek için başka projeler var mı? Eğer varsa biraz bahseder misin?

Şimdinin ana projesi Human Residue’dir. Chris bu yıl bitirmek istiyor. Gelecek için bir şey düşünmüyoruz şu an yukarıda bahsettiğim filmler dışında bir şey yok çünkü artık Hunt For Gollum’un bitirilmesine odaklandık daha bir çok yapılacak iş duruyor ve başka projelere kafa patlatmak için vakit bulamıyoruz.

FATİH'İN İSTANBUL'U FETH ETTİĞİ YAŞTAYIZ

Açıkçası Türk sinema hakkında geçen zamanlarda çok şey yazıp çizdim bundan önceki sitelerdede yayımlamıştım kah sitelerin kapatılması kah bazı teknik sorunlar nedeniyle yazılar kayboldu gitti ancak Genç Sinema sitemizle birlikte yeni makale serilerime devam etmek istiyorum


İlk makalenin ismini sizinde okuduğunuz gibi Fatih Sultan Mehmet'in genç yaşına rağmen kimsenin feth etmeyi başaramadığı ve peygamber efendimizin hadisine yakışan lider olmayı başaramadığı oldun padişahlardan öte olağan üstü planlarla kenti feth etmesiydi, kendisi bir çağı kapatıp bir çağı açtı, bunun yazacaklarımla ilgisi ne diye sorarsanız çok yakından bir ilgisi var sadece Türk Sinema Sanatı için söylüyorum geçmişimizle birlikte o kadar çamura batmış durumdayız ki Sinema sanat olmaktan çıkmış paraların geldiği bir banka olarak görülmeye başlamış.


Aslında baştan başlamak gerek biraz Türk Sinema tarihi hakkında bilgi vermek gerek ancak bunu bir başka makalede belirtmek istiyorum


http://img265.imageshack.us/img265/8202/67545339tt8.jpg


Evet gördüğünüz gibi diğer ülkelerle birlikte bizim de sinema tarihimiz eskilere dayanıyor. Yani geçmişe baktığımızda ne isviçre , ne diğer Türk ülkeleri ne de Hindistan , Afrika, Asya ülkelerinin sinema tarihi o kadar kalabalık değildir. Holywood'da Amerikan tarihi ile birlikte Türk sinema tarihi ile yarışacak Birkaç ülke vardır . İtalya , Fransa , İspanya bunlardan Birkaç tanesidir. Sinemanın kökeni bence Amerikadır. 2.Dünya savaşı sırasında bile yeni yapılan kameralar ile savaş kayıtları alınmış veya kısa filmler ve 1947 ile birlikte yeni yeni uzun metrajlar yapmaya başlamışlar. Aslında nostaljici ve klasikçi olmadığım için bu konuda fazla bilgim olmadığından dolayı fazla üstünde durmak istemiyorum sadece işin bizi ilgilendiren kısmına geldiğimizde şunları söylemek gerekir Amerika o yıllarda dünyaya yeni akörler kazandırırken bizim daha elimize klasik kameralar yeni geçiyordu demek istediğim biz gelişmeleri hep geriden takip ettik ve hala geriden takip ediyoruz. En basitinden örnek vermek gerekirse 1964 lerde amerikan ordusu interneti kurduğunda kimsenin haberi yoktu veya gizli bir şekilde kullanılıyordu sonra ne olduysa oldu 1998 yılında Türkiye'de halk internet ile yeni tanıştı 1998 ve 1964 aradaki farka bakın ciddi bir düşünelecek fark bu geriden izleme her sektörde mevcut sinema sektöründe olduğu gibi. Herneyse yıllar ilerledikçe Türk Sinema adamları Hindistanda bile bolywood var bizde niye böyle bir şey yok diye düşünmüş Yeşilçam böylelikle kurulmuştu. Clint Eastwood holywood da ise bizdede Ayhan Işık vardı ama amerikan sinema tekniği ile Türk sinema tekniği asla bir değildi yani düşük bütçeli filmler çeken Türkler asla Amerikanlara yetişmeyi düşünmüyordu hep aynı monoton konularla devam ediyordu hala daha devam ediyor görüyoruz dizilerde ve filmlerde hep aşk konuları tamam aşk güzel bir şey ama üstünde durulacak başka bir konu yokmuydu.

http://lickerish.files.wordpress.com/2008/08/clint-eastwood.jpghttp://xs216.xs.to/xs216/07241/olumsaati.JPG

Clint Eastwood ve Ayhan Işık Sinema tarihinin unutulmaz oyuncuları



Tek bir şey söyleyebilirim koskoca yeşilçam tarihinde bildiğim kadarıyla Uluslar arası izlenebilen bir tek yapım vardır O da Selvi Boylum Al Yazmalım yapımıdır. IMDB ( Uluslar arası Film Veri Tabanı ) de aldığı yüksek puanda dikkatleri çekiyordu. Halkımızın içinde ise pek çok şey sayabiliriz Habamam Sınıfı Kemal Sunal'ın komedi filmleri de bunlara dahil. Cüneyt Arkın'ın Kara Murat v.s filmlerini şu yıllarda Yurtdışında komedi filmi olarak izlendiğini söylelmekde yarar var.

http://www.kanal1.com.tr/im/kara_murat_fatihin_fermani/kara_murat_fatihin_fermani_2214_c.jpghttp://www.b-logmacik.com/wp-content/uploads/image/cuneyt-arkin.jpg

Ama neden peki nede uluslar arası başarıya ulaşacak bir yapım yapamıyoruz ? Neden Oscar tarihinde aday olan bir filmimiz dahi yok ,Sorgulamak gerek !

http://www.ekolay.net/sinema/images/22032007145739_38_462598osc.jpg

Oscar Tarihin de bir aday filmimizin bile olmaması büyük bir utanç bence




İstenilse yapılabilirmi , Neden yapılmıyor acaba Sinema Sanatı yanlış bir şekildemi anlaşılıyor ülkemizde.

Cevaplarına gelirse ise evet İstenilirse neden yapılmasın , Neden yapılmıyor sorusuna gelince bir çok neden var


Bakın Günümüz sinemasına Yönetmenlerimize Türkiye'deki ekonomik durumdan elbet kimse memnun değil ama Türkiye'de yabana atılacak bir ekonomide yok yani açlıkla boğuşan Bolywood ( yani hindistan film sektörü başarıya koşuyorken ( Slumdog Millonaire Holywood – Bolywood ortak olmasına rağmen oyunculukların fevkalade güzel olmasından dolayı 13. dalda oscar aldı. )

http://chud.com/articles/content_images/5/slumdog_millionaire.jpg

Slumdog Millionaire bana göre En iyi film ödülünü hak etmedi ancak Düşük bütçe ile Oscar'a milat getirdi




Günümüz sanat insanlarının gözünü para boyamış hangi sanat adamı kendi stlini sergiliyor günümüzde hangisi para için değilde film yapmak için film yapmak değilde Sinema sanatına uygun film yapmayı düşünüyor. Maalesef kimse diyebiliriz. Günümüz sinema filmlerine bakalım hangisi hatırı sayılabilir yapımlar en kötü olarak gördüğümüz Recep İvedik bile gişe rekorları kırıyorsa diyecek bir laf yok ki. Evet ekonomi yoktur istenilen bir yapım için gerekli ortam ve ekipman sağlanmamıştır ama yinede hatırısı sayılabilir bir film yapılabilir. Yine Amerikan sinemasından örnek verecek olursak sadece evde çekilen ve dialoglara ağırlıklı hatırı Sayılan bir film var izleyenler bilir düşük bütçe ile nasıl film çekilir diye bas bas bağırıyor adeta.

http://www.theofficialtonytodd.com/e107_images/newspost_images/MFE.jpg

Dediğim film The Man From Earth . Filmin senaryosu ne bir kitaba nede bir çizgi romana bağlı tamanen senaryosu bir insan üretimi ve mükemmel tarih bilgisi gerektiyor izlerken bile sıkıcı gibi gözüksede o 6 tane bilim adamımın kendisinin dünyanın ilk çağlarından beri varolduğunu ve hiç yaşlanmadığını iddia eden bir adamın hikayesini şaşkınlık içinde dinlemesine ister istemez ortak oluyoruz işte sinema sanatı budur İzleyiciyi olayın içine sürüklemek ve buda düşük bütçe bir filmde gerçekleşiyor. Evet görselliğin üstün olduğu filmler daha çok zevk verir. Patlamalar , Aksiyon olağan dışı varlıklar v.s bu filmler daha çok sevilir ama amaç düşük bütçe film yapımı ve bizim Yönetmenlerimizin şu filme biraz bakmalarına ihtiyaç var.

http://www.sonunuanlatma.com/wp-content/uploads/2008/07/the-man-from-earth.jpg

Sadece dialoglar üzerine kurulu bir film mekan olarak bir evde geçiyor , inanılmaz akıllı bir senaryo ile kendini izlettiriyor işte düşük bütçe ile nasıl film yapılır sorusuna iyi bir cevap



Şimdilik bu kadar diyeyim ama emin olun ki yazacak o kadar şey varki sığmayacak. Fazla yazı yazmadığım için hatalarımı mahsur görün.


Bir sonraki Makale'de alacağım konu :

Günümüz Sinema Teklonojisi ve Türkiye

top