MATRIX

Ben sadece sana kapıyı gösterebilirim, o kapıdan girecek olan sensin.

Manex eğlence firmasının oscar ödüllü yapımı olan "Ölümsüz sevgi" (What dreams may come) filminin hala dumanı üstündeyken manex firması başka bir sanal gerçekliğe kapı açtı. "Matrix" , Filmin tamamı matrix'in sanal dünyasında yer alıyor. Orada hiçbirşey gerçek değil ve herşey mümkün.
Filmin yapımı sırasında Manex firması sanal sinema teknik tasarımcısı olan George Borshukov ve ekibi Softimage3D ile kullanılmak üzere 30'a yakın plugin hazırladı. Böylece evrim nitelğindeki arkaplan için resim tabanlı render sistemi geliştirildi. Benzer bir sistem ölümsüz sevgi filminde de kullanılmıştı. En iyi görsel efekt ödülü alan bu teknik sayesinde Matrix'in zor sahneleri hayata geçirildi. Burada en öne çıkan konu ise ağır çekimli sahnelerin hızlı kamera haraketleri ile çekilmesi idi. Kamera görüntüsü değişirken bilgisayarda hazırlanmış arkaplan görüntüsü çok kaliteli bir biçimde uygulanıyordu.

Matrix projesi çetin geçen iki yılda tamamlandı. Bir yıl boyunca ön çekimler yapıldı. ikinci yıl ise filmi liste başı yapan özel çekimler hazırlandı. Bu zamanın büyük bir parçası "mermi anı" adı verilen teknik kullanılan sahneler için harcandı. Softimage 3D ile işlemlerin tamamlanması dokuz ay sürdü. Bu teknik esasında Borshukov ile Paul Debevec'in birlikte UC Berkeley'de çalışmasına dayanıyor. Borshukov açıklıyor ; Bu endüstride çok ilgi çeken bir projede çalıştım, Berkeley kampüsündeki merkezde resim tabanlı render ile çok gerçekçi animasyon üretilmekteydi. Yeni fotoğraf teknikleri ile gerçek fotoğraflardan alınan görüntüler ayrıştırılarak render sırasında arkaplan olarak kullanılıyordu. VFX yöneticisi olan John Gaeta bu teknikle mermi anı sahnelerinde arkaplan görüntüsünü nasıl yapacağını farketti. Böylece yeşil arkaplanı olan dev setler hazırladılar. Ve yeni tekniği kullanarak yapılan çekim üzerine arkaplan görüntüleri yerleştirdiler. Sonuç tamamen gerçekçi görünecekti çünkü arkaplan görüntüsü sahnedeki gerçek cisimlere dayanmaktaydı.

Manex ekibinin yaptığı en gerçekçi ve etkileyici sahnelerden biri ise Neo ile Ajan'ın metroda dövüştüğü sahne idi. Bu sahnelerde sadece kişiler gerçekti denebilir. Aşırı yavaşlatılmış dövüş sahnelerini yapmak için aktörlerin yüzlerce resmi dışında arkaplan görüntüleri de gerekiyordu.

Borshukov işlemin bir kısmını açıklıyor ; önplandaki cisimler için tüm kamera haraketlerini Softimage içinde yeni yazdığımız bir plugin ile aynı şekilde konumlandırdık. Bu bize kameraları doğru yerleştirip bilgiyi doğru aktarmamız konusunda imkan verdi. Film setindeki kameralar ile Softimage3D içindeki kameralar aynı konumda idi. Klem ve Iwashina projenin önemli noktalarında çok yakın çalışarak ağır çekimlerin konumlandırılması için gerekli pluginleri geliştirdiler.

"Mermi anı" sahnelerinde çekimleri konumlamak ekip için çok büyük bir iş oldu. Kameralar tam hizalanmadan önce çekimler arka arkaya dizildiğinde görüntü sallanıyordu, herbir kameranın renkleri ve görüntü açıları birbirinden farklıydı. Bu sorunu çözmek için Liberi, Tom proctor, John Sasaki ve J.D. Cowles yumuşak geçişler için uzun süre çalıştılar. Arkaplan görüntüleri parçalı olarak gerçek bir metro istasyonundan orjinal boyda alındı. Takım işe başlarken bu sahneden 12 fotoğraf alarak resim tabanlı render sisteminde arkaplan olarak kullandı. Mental Ray ve sapphire pluginleri bu görüntüleri arkaplan ile birleştirmede çok kolaylaştırıcı oldu.

Menta Ray ile çözdüğümüz en zor sorunlardan biri ise helikopter ile kurtarma sahnesiydi. Morpheus zincirleri kırarak helikoptere doğru koşmaya başlıyordu. Bu sırada tavandan sular akıyor ve zemini tamamen dolduruyordu. Morpheus'un ayağını mermi sıyırırken yerden su sıçrıyor ve kamera etrafında dönerek ayağına yakın çekim yaparken zaman donuyordu. Bu sahnede morpheus dışında herşey bilgisayar ile hazırlandı. Ekibimiz yeni bir tanecik sistemi geliştirdi. Burada milyonlarca su taneciği vardı. havadan yağanlar ve yerden sıçrayanlar. Ortam olarak yansıtma ve ışığı kırma yeteneklerinde dolayı Mental Ray seçildi . Animasyoncu Rob Nun bu pluginle harika bir su sıçraması hazırladı ve render etti. Sonuca bakıldığında gerçek görüntüden hiçbir farkı yoktu.

Manex takımı şu anda Warner Bros ile "Derin Mavi Deniz" isimli bir proje için çalışıyor. Matrix için geliştirilen Softimage3D ve Mental Ray tekniklerinin bir kısmının burada kullanılacağını umabiliriz.


Teknik

Bu teknikte genellikle iki adet kaliteli sinema çekim kamerası ve mermi anını yakalayan birçok sabit kamera kullanılır. Neo'nun çatıdaki mermiden kaçma sahnesinde 120 adet sabit kamera ile iki adet haraket kamerası kullanıldı. Öncelikle arkaplanı tamamen yeşil renkli olan film setleri hazırlandı. Kameralar belirli bir düzen içinde çevreye yerleştirildi.

Daha sonra bu görüntülerdeki Neo dışındaki siyah noktalar ve arkadaki kamera delikleri temizlendi. Görüntüler uygun şekilde sıralandı.

Bu görüntüler için Opacity kanalları oluşturulduktan sonra Softimage3D programına aktarıldı ve softimage3D içinde aynı sistemle dizilmiş kameralar kullanılarak arkaplan resim tabanlı render sistemi ile çıktı alındı. Tabii bu arada Ajan'ın tabancasından gelen mermiler ve yerden sıçrayan su tanecikleri gibi ayrıntılar da Softimage ile eklendi.

Bu tekniğin bu kadar çekici olmasının sebebi zamanı yavaşlatan veya zamanı durduran anlar hazırlanmasına imkan vermesi. eğer çevrede 120 kamera yerleştirmek yerine tek bir kamerayı bir ray üzerinde hızla çevirmeye kalkmış olsalardı motion blur sebebi ile sahnede hiçbirşey net olarak görünmez ve çevredeki raylı sistem ile çekim ekibini gizlemek imkansız olurdu.

Tim Burton'un Hayal Dünyası.....Big Fish

http://www.graphlabo.com/blog/coolimg/big_fish.jpg

Bazı filmler vardır insanın anlatmak istediklerini anlatır ya işte bigfish de bununla tam orantılı bir film olarak karşıma çıktı. 2003 yapımı filmi henüz izledim ki ahım şahım olmamasına rağmen insanın kendi içinde bir efsane olacağı asla hayata küsmüş bir bakış açısı ile bakmamamız gerektiğini gözlerimizin içine soka soka anlatan bir film.


***** iyi


Yaşlı bir adam güzel eşi ve oğlu ve gelini ile huzurlu bir aile görüyoruz filmde filmde konu alınan şey’i ilk başta anlamak zor geliyor insana ancak sonlarına doğru anlıyoruz ki bunların hepsi bir mesaj aslında. Tim Burton hayali fantastik filmleri babası bu filmede imzasını atmış güzel bir hayali fantastik’e kaçan ama güzel mesaj veren bir film. Filmde aslında göze çarpacak oyuncu kadrosu yok ama hepsi oldukça tanındık aktörler Steve Buscemi , Helena Bonham Carter’da yerini alıyor filmde. Filmi kendi açımdan bakarak ve öyle incelemek istiyorum sizde filmi izlerken öyle yapın bence.

http://images.killermovies.com/b/bigfish/gallery/big_fish_08.jpg


Kaç yaşındayız dünyaya geldiğimizden beri ne kadar dakika saniye hatta sadise geçti geçen saniyeleri nasıl değerlendirdik neler yaptık , yaptıklarımızın amacı neydi. işte bu soruların cevaplarında neden hayata geldiğimizin sırrı gizli ama filmde onun cevaplarını alamıyoruz elbette.Babasının sürekli uyduruktan hikayeler anlatmasından şikayet eden bir oğul görüyoruz filmde babası hikayaleri anlattıkça bizede geçmiş gösteriliyor babasının o fantastik düşüncelerini bize gösteriyor ilk olarak bir cadı ile başlıyoruz cadının sol gözüne bakan nasıl öleceğini görüyor arkadaşlarınınki gösterilirken bizim howard’ın kendisi içinde sır kalıyor bizde öğrenemiyoruz. Oğlu daha filmin başında babasının bu hikayelerinden bıktığını sürekli anlattığını ve bir son vermesi gerektiğini söylemesine rağmen Howard hikayelerine devam ediyor. Yatalak onan Howard yakınlarına bu şekilde ölmeyeceğini ölümünü gördüğünü söylüyor, merakla izlerken howard’ın hikayeleri devam ediyor özetle geçmek gerekirse bir insanın hayatını nasıl doldurabileceği hayata bakış açısının nasıl olması gerektiğini güzelce anlatıyor diyebilirim. 3 metreye yakın bir dev hayata küsmüş ve kendini mağaraya kapatmış karnı acıktığından dolayı halık kuzu ve köpeklerini yiyor. Şikayetçi olan halk devi istemiyor ama kimsede onunla konuşamıyor howard bir cesaret edip devle konuşmaya gidiyor ve ve o an kendimizi howard’ın yerine koyup devide hayata küsmüş bir arkadaşımız olarak kabul edersek bize bu tür insanlara nasıl davranılması gerektiğini anlatıyor. Kısa süre içerisinde dost oluyorlar sirkte dev arkadaşına iş bulurken kendide evleneciği kızı bulduğunu iddia ediyor. O an zamanı durduruyor kendi kafasında evet şu anki karısına bakarken zaman durmuş oluyor ama tabir-i caizse tekrar play tuşuna basınca
bu sefer durduğu zamandaki geçen zamanı durduramıyor. Sevdiği kızı kaybediyor sirk’in sahibinin kızın yakını olduğunu öğrenince onunla bir anlaşmaya varıyor bedava çalıştığı her ay sonunda kız hakkında bilgi elde edecek evet ne kadar zor ama hoş değilmi Howard’ın kafasında bunn doğru veya uydurma olduğunu asla çözemiyoruz. Belkide yüksek hayal gücünü kullanıyor sonuçta
6 ay boyunca hayatının aşkı için çalışıyor ve ismini ve yerini öğrendiğinde vakit kaybetmeden açılıyor ona ama kız nişanlı olduğunu söyleyince bozuntuya vermiyor hem de kasabanın en salak adamı ile nişanlı olmasına rağmen. Dayak yiyor pes etmiyor evleneceğini biliyor hatta askerlik kağıdı geliyor ve askerliği hemen bitirmek için en zorlu görevleri kabul ediyor. Evet Howard hikayelerini anlatmaya devam ediyor, kendi dünyası içinde oğlu bu hikayelerin uydurma olduğunu düşünsede babası büyük bir kararlılıkla çevresindeki insanlara hayat hikayesini böyle anlatıyor çoğunlukla Spencer kasabasını kurtaran adam olarak biliniyor. Oğlu babasının artık son günlerinde hikayesini biraz daha derinden araştırmaya karar veriyor eski evrakları araştırırken askerlik kağınıdı görüyor, annesi onun anlattığı herşey uydurma değil diye yanıt veriyor , spencer kasabasındaki o eski konağın tapusunu görüyor ve o konaktaki kız ile konuşmaya gidiyor howard 18 yaşındayken 8 yaşındaki spencer kasabasındaki o küçük kızdır konuştuğu. Oğlu aslında babasını anlattıklarını sadece yaşadıklarının kendi kafasında hatırlanabilir şekilde anlattığını anlıyor anlattıkları uydurma değil ama bir efsane bir masal gibi anlatıyor.

http://www.johnaugust.com/Assets/fish-thumb.jpg

Filmin sonuç kısmında oğlu Howard’ın ölüm döşeğinde yanında beklerken görüyoruz. Babası tekrar hikayeyi anlatmak istesede oğlu izin vermiyor sonuçta babası cadının gözünde nasıl öldüğünü gördü öyle değilmi. Howard ölürken cadının gözünde gördüğü ölüm şeklini kendine göre tasarlar daha doğrusu oğlu ile birlikte tasarlarlar. Ölüm sahnesini burdan söylemek istemem izlemek gerekli kısacası bigfish verdiğim 3 yıldıza değecek bir filmdir. İzlenmezse çok mu şey kaybedilir o da kişiye bağlı.

Ve unutmayın:

“Kötü ya da şeytani sandığınız her şey aslında yalnızdır. Sadece sosyal inceliklerden habersizdir.”

UA:A [1.1.6_502]

Hunt For Gollum'a Geri Sayım

http://www.residue-movie.com/th4g/bts/art/art-13.jpg



Prodüksiyon asistanı Bahadır Karasu trailer 2 nin pazar günü hazır olacağını bellirti. 3 mayısdan yani film çıkmadan önce izleyenleri iyice meraklandırmak için bol aksiyonun ve mordor'dan harika dijital görüntülerin bulunduğu fragmanı muakkak izlemenizi tavsiye ederiz.
Orjinal dilinde izleyebilirsiniz. Türkçe sürümü pazar günü sitemizde olacaktır.

Lost 5. Sezon Bölüm 11

http://www.annecocuk.com/modules/xcgal/albums/userpics/38157/normal_1280x1024.jpg

Miles, zaman kavramını benim anlattığım şekilde anlattı. Hurley ona -peki Sayid’i neden hatırlamadı? diye sorduğunda Miles -??? diye kaldığında sanırım benim dediğim gibi değil dedim ama onun sebebi sonradan belli oldu… demek ki böyleymiş.

(5×10) Zaman Konusunda Sıkı Bir Sınav

valla önceden de söylemiştim bunu şimdi de söylüyorum… evet,ne olduysa oldu,olanlar geçmişte kaldı.Ben vuruldu ve ölürse günümüzdeki Ben puf diye ortadan yok olacak değil.Çünkü o büyük Ben geçmişte kaldı.Yani zaman yolculuğu yapanların geçmişinde ve diğer kişilerin… Sawyer ve arkadaşlarının şu anda yaşadıkları tarih her ne kadar geçmiş de olsa bu sonuçta o kişilerin normal zamanları,gelecekleri… Eğer küçük Ben ölürse sadece o zamanın ilerisindeki zamanlarda Ben olmayacak.
Aslında büyük Ben’in olduğu zaman (2004,2007 vs), Oceanic’in adaya düşmesi,John’ın yaşadığı zaman,Charlie’nin öldüğü,Faraday ve diğerlerinin adaya geldiği zamanlar vs. hepsi geçmişdir.
Adanın geçmişi değişti mi ya da herhangi bi geçmiş değişti mi?Hayır.
Geçmiş hala aynı.Yani bu yaşananlar önceden oldu ama “küçük Ben öldü acaba büyük Ben neden yaşıyor” ya da “French Chick neden Jin’i hatırlamadı” diye bi soru sormamıza gerek yok çünkü kendi geçmişlerinde bunlar olmadı.tahminimce bu ilk defa oluyor.

Bu sadece dizideki zaman saçmalamalarına kendimce getirebildiğim en mantıklı fikir.Geçmişi değiştiremezsin diye bi tip var geçmişi değiştiren bi ton adam var.Hem de öyle böyle bi değişiklik değil onlar.O zaman ortaya (bana göre) böyle bi durum çıkar
Önceden de söylemiştim,geçmişe gitmek ayrı şey zamanda geri gitmek ayrı… Zamanda geri gidersen tıpkı filmi geri almak gibi geri sararsın hayatını,gençleşirsin,çocuk olursun,bebek olursun vs… ama zaman yolculuğu yaparsan bu yukarıda çizdiğim yay gibi başka zamana gönderir seni,aynı çizgi üzerinde kendi geleceğini,zamanını yaşarsın.tarihin bi önemi yok.gittiğin tarih MÖ de olsa yaptıkların önceden yaşanmış olanları değiştirmez.Paralel evren gibi görünüyor ama aslında değil…

(bu arada sağda duran 1973′ü sadece rahat anlaşılsın diye oraya koydum.yoksa 2007′yi atlamış falan değil.çıktığı noktadan devam eder o 1973)



http://fashionbysiu.files.wordpress.com/2009/02/curious_case_of_benjamin_button_ver3.jpg

Oscar töreni başlamadan ortalığı kasıp kavuran iki filmden biriydi Benjamin Button’un Tuhaf hikayesi 12 dalda oscar’a aday gösterilmişti. Ödül gecesi gelince izlememe rağmen favorimlerinden biriydi çünkü en büyük rakibi Slumdog Millionaire’i izlemiştim ve asla En iyi film ödülünü hak etmiyordu bana göre.
Film adındanda anlaşılacağı gibi tuhaf bir hikayeyi anlatıyor. Bence şu ana kadar sinema tarihine gelmiş şahane filmlerden biridir. Oscarda büyük bir gazaba uğrasada eminim herkesin gönlünde en iyi film ödülünü almıştır. Sanatsal yönetim , makyaj , olağanüstü senaryo , harika oyunculuklar, öyküleyici anlatım , resim karesi kalitesindeki çekimler ve Benjamin Button’un Tuhaf hikayesi karşımızda, ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerin arasına girmiştir.

Evet dün gece 01.30 sularında açtım Benjamin Button’un tuhaf hikayesini iyi bir film izlemeye hazırdım. İzlemeden önce internette veya izlediğim arkadaşlarının yorumları filmin süresinin fazla tutulduğu
ve izleyiciyi 2 saatten sonra sıktığı yöndeydi ancak dün 3 saat’e yakın bir filmi bu kadar akışına kadar izlediğimi hatılarmıyorum ( Yüzüklerin Efendisi serileri hariç ).

Yönetmen David Fincher bu tip öyküleyici filmleri seven ve çok iyi kare çekimler yapan bir yönetmen. Kendisine bu sanatsal şöleni hazırladığı için teşekkür ediyorum. Oscar törenlerinde 2-3 ödül alıp dönsede en iyi filmde 2008 filmleri olarak hiç bir film rakip olamaz bunu anladım. Evet filmi incelemeye geldiğimizde yazılacak o kadar çok şey varki hepsini özet geçmeyi düşünüyorum şu an bile inanın filmin o atmosferine kapılmışım ki o müthiş makyajların nasıl yapıldığı aklım ermiyor. Film modern zamana yakın zamanda başlıyor 2003 yılında bir hastanede yaşlı bir kadını görüyoruz. Ölümle cebelleşiyor yanında ise kızı onu sevdiğini söylemek için uğraşıyor ve kendisine fazla bakamadığı için özürdiliyor.
Film iyi ve sırlı bir giriş yapıyor ve izleyiciyi meraklandırıyor diyoruz ki bunların Benjamin ile ne alakası var. Yaşlı kadın kızına günlüğün yerini söyleyip onu getirmesini ve okumasını istediğinde Benjamin’in ağzından dinliyoruz hikayeyi ve müthiş bir sanat eseri başlamış oluyor. İlk baş gizemli bir saat’in nasıl yapıldığını dinliyoruz daha sonrasında Benjamin giriyor ancak Bay Cake yani saati yapan adamın ve karısını henüz tanımıyoruz ve hikaye ile bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Bay Cake ve Karısı çocukları olmadığı için dua ediyorlar sonunda çocukları oluyor 1.Dünya savaşının olduğu sıralarda evlatları savaşa çağırılıyor ve elbette şehit olarak dönüyor bunun üzerine kahrolan aile oğullarını gömüyor. Bay Cake hayatını saate adıyor ve yapımını bitirdiğinde ise hayata veda ediyor kimisi denize açıldı diyor kimisi intihar etti.
Bu noktaya kadar meraklı bir şekilde dinliyoruz. Ve ana hikayeye dönüyoruz ” Adım Benjamin , Benjamin Button sıradışı koşullar altında doğdum ” diye başlıyoruz. Benjamin doğduğunda beğenilmiyor ve babası tarafından canavar diye terkediliyor. Afro-Amerikan kadının evinin önüne bırakıldığında kadın onu bulduğunda evladıgibi sahip çıkıyor bu sırada inanılmaz bir makyaj sanatını görmüş oluyoruz. Adı benjamin konulduğunda benjamin’in yaşam koşulları doktorlar tarafından hayretle karşılanıyor daha 16 aylıkken 80 yaşındaki bir ihtiyarın sahip olabileceği tüm hastalıklara sahip olduğu belirtiliyor. Doktorlar öleceğini belirtsede benjamin gün geçtikçe dahada gençleşiyor.

http://static.guim.co.uk/sys-images/Film/Pix/pictures/2009/2/5/1233848590893/Still-from-The-Curious-Ca-001.jpg

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWEDJLjLu2gUZeU6ZIYaf4iIsLo40EdB2PfYHLESrA4Kzf3-phQAM96VjQD6TYlbI2g0YG_XSjptIQm2Dd2k3cDNKgMc9ztcYOyd4_2I_a5pyiz1lvWncpTLTjymGj6oYVNjhD7bEQeNw/s400/benjamin-button-photos.jpg

5 yaşında 80 gibi gösteren benjamin bu sırada hayatının kadını ile karşılaşıyor tabi kadın o sırada 6 yaşlarında benjaminle yaşıt olmasına rağmen benjamin babanesinin arkadaşı olarak kız ile tanışıyor. Gariplikler kervanı bundan sonra başlıyor ki izleyiciyi koltuğuna kilitliyor ( Kimler sıkıcı demişse utansın ) Benjamin 20 li yaşlarına gelince 60 yaşlarında gibi göstersede o yaşlardaki ihtiyara göre oldukça çevik hissediyor kendini Chelsea adında tekneye tayfa oluyor yavaş yavaş hayata atılıyor öyküleyici anlatım ve müthiş kare kalitesi ile izlemek ayrı bir güzellik oluyor bizim için.

http://paveldanton9.googlepages.com/TheCuriousCaseofBenjaminButton20082.jpg

http://img383.imageshack.us/img383/2670/button2sj6.jpg

Biliyoruz ki Benjamin’i olgun ve gençlik yaşlarında Brad Pitt canlandırıyor ancak ilk doğduğunda ve 5 li yaşlarında Benjamini oynayan ihtiyar ufaklıklar bunu biliyoruz çeşitli yaşlarında farklı çocuklar oynatıyor ama gözlerimizi alamıyoruz . Evet Brad Pitt’i andırıyor. Dijital makyajlar ve olağansütü makyaj grubunun bir harikası olarak izliyoruz. Günler geçiyor Benjamin aşık oluyor arkadaş ediniyor babasını öğreniyor derken çocukluk arkadaşı ile tekrar buluşuyor ( ihtiyarlık desek daha iyi olur ) birbirlerini sevselerde ikiside var oldukları pozisyonu bildiklerinden dolayı rahatsız yaşıyorlar benjamin hayatı terse gittiği için herşeyden uzak kalmaya çalışıyor. Benjamin normak olarak 50 li yaşlara gelince 24 lük delikanlı günümüz Brad Pitt’i olarak karşımıza çıkıyor. Sevgilisi ile ayna karşısında bu anı unutmamak için yanyana duruyorlar çünkü ikiside bir daha bu anın gelmeyeceğini biliyor. Benjamin bir gün çocuk olacak Daisy ise bir gün yaşlanacak ikisinin hayatları zıt yöne doğru giderken olan oluyor ve bir çocukları oluyor ve bunu tabiki o kızın ağzından öyküleyici anlatım olarak dinlerken kızda babasını Benjamin olduğunu öğreniyor.

http://3.bp.blogspot.com/_bdj3p1F_lfs/SZmIvThG4NI/AAAAAAAADIk/fhjib4S0jP0/s400/Benjamin-Button.jpg

Film bu sırada 2 saati geçerken sıkıcı diyen arkadaşlar acaba gerçekten Benjamin Button’umu izlediler merak ediyorum. Ben 2 saat olduğunun farkına varamadım bile. Film sonlarına doğru yaklaşırken Benjamin sevdiği tüm insanların ölümüne de şahit oluyor 2.dünya savaşında kaptanı , sözde annesi , babası ve birçok kişi. Benjamin gittikçe gençleşiyor kızı ile bir süre vakit geçirsede Daisy bir gün gittikçe kırışıyorum beni böyle sevecekmisin diye sorarken benjaminde sen benim akneli halimi yada altımı bağlamayı sevecekmisin , ikimizde büyütemezsin diyor bu ikilinin oyunculuklarını izlemek ayrı bir zevk. Brad Pitt yani bir aktör bir filme bu kadar katkı yapabilir, bence sinema tarihinin en dahi oyuncalarından biridir müthiş bir performans gerçekten Brad Pitt’in olduğu hiç bir kötü film hatırlamıyorum yok zaten. Daisy iyimser davransada benjamin kızımın oyun arkadaşına ihtiyacı yok babaya ihtiyacı var diyerekten terkediyor.

http://www.sinemasinemadir.com/imgport/makale/QNy2bIcjVkOd3v2PHGfBenjamin-Button.jpg

http://files.list.co.uk/images/2009/02/05/benjamin-button-2.jpg

Daisy artık 60 larına gelirken evleniyor bu sırada benjamin tekrar geliyor 16 lık delikanlı haline gelen Benjamin son kez Daisy’e elveda demek için geliyor ve kızınıda görüyor.yıllar geçiyor Daisy 65 li yaşlara geldiğinde çocuk esirgeme kurumundan mektup alıyor Benjamin’i orada buluyor benjamini 12 yaşında piyano çalarken görüyoruz , bu kadar enstantane bir olayı izleyip de sıkılmak mümkünmü elbette hayır Daisy benjamin’i evlatlık alıyor. Gezdiriyor emziriyor hayretler içerisinde izliyoruz. Film sonuna geldiğinde benjaminin gerçek bebek halini görüyoruz bir zamanlar çıktığı kızın kucağında 5 aylık bir torun gibi duruyor. Ve daisy son sözlerini şöyle tamamlıyor ; ” O an bana baktığında beni tanıdığını anladım , daha sonra uyuyacamış gibi gözlerini yumdu. Evet insan derinden etkileniyor.

Hikayenin başındaki o terse giden saatin antikacı dükkanında su basarken gördüğümüzde bizde sinematik bir roman’ın sonunu izlemiş oluyoruz.

Lost 5.Sezon 8.bölüm bir kaç teori....

http://www.yuzsekiz.com/wp-content/uploads/2009/02/lost_05x08.jpg

Geçen bölüm gördük ki John çarkın bulunduğu yere gittiğinde çark bir oraya bir buraya gidiyordu. Acaba parıltılar sadece o çarkın yerine oturmadığından mı oluyordu ve John çevirdikten sonra o yüzden mi sona erdi?

Yoksa bir şekilde zamanın akışına göre bizimkilerin 1974′e mi gitmesi gerekiyordu ve bu sağlanınca mı bitti?

Aynı parlamalar neden Ajira uçağında oldu ve Oceanic 6′i 1977′ye götürdü?

1977 neden önemli?

Gerçekten kaf karıştıcı ve Ada’nın zaman kurgusu açısından tartışılması gereken bir konu…

Ada geçmişe gitmiş olsa üzerindeki herkes gitmeliydi. Oysa sadece kazazedelerin gittiğini görüyoruz.

http://z.about.com/d/lost/1/0/5/m/-/-/Sawyer-and-Doc.jpg

Görünüşe bakılırsa 316 geldiğinde Sun parıltıdan etkilenmiyor ve Jack’lerle birlikte geçmişe gitmiyor. Bunun üzerine gitmekte fayda var.
316 geldikten sonra çark çevrildi ve parıldamalar sona erdi diye düşündüğümüzde Sun’ın geçmişe fırlamamasının sebebi bize parıltıların sebebini de verecek.

Sun adadan ayrıldığında hamileydi. Acaba çocuğu dünyada bıraktığı için mi yani, adadan ayrılduığı zamankinden farklı olduğu için mi geçmişe gitmedi?
Belki öyledir ama bu bizi bir yere götürmüyor.

Sun’ın geçmişe gitmemesinin şu anki bilgilerimizle sadece bir tane sebebi olabilir ki o da geçmişte zaten bulunmamış olması. Sun 1977 yılında bulunmamışsa neden o zamana gitsin ki? Aynı şey Lapidus için de geçerli.

Bu durumda parıltıların sebebi geçmişi oluşturmak olmuyor mu? Örneğin Locke 1954′de bulunmuş. Bunu doğruluyorsun ama günümüze geri dönmeye kalktığında aradaki bir eksiklik seni tekrar geçmişe atıyor. Çünkü zaman oc6′nın eksikliğinden dolayı boşlukları dolduramıyor. Ta ki döndüklerinden sonra Locke çarkı çevirene kadar. Çark çevrildiğinde bizimkilerin 1974′de yapacakları henüz yapılmadığı için o tarihte kalıyorlar. Bunun anlamı ise bence şu. Sawyer, Juliet, Jin, Faraday ve Miles 1974′e kadar olan “eski zamanlardaki” görevlerini tamamladılar.

İşin güzel tarafı parıltılar durduğuna göre Adaya henüz dönmeyen kişiler (Aaron, walt, Desmond vs.) 74 öncesine etki etmemişler. Etmiş olsalardı parıltılar bitmezdi. Jack, Hurley ve Kate de 77 ve sonrasına etki etmiş olmalı yoksa o tarihe şutlanmazlardı.

Locke ise dış dünyada ölebildiğine göre bence geçmişe müdahele şansı hiç kalmadı.

Bundan sonraki parıltının nasıl olacağını da aynı mantıkla kestirmek zor değil. Ya şu anda adada olmayanlardan biri gelecek yada geçmişte bizimkiler veya gelecekte Benjamin gibiler çarkı çevirtecek.
Ya da tam Lost usulü bir yöntemle bu işin başka bir yolu gösterilecek…

Teori : Metinyaw www.lostforum.gen.tr

Recep İvedik 2 ...... Eleştirisel yaklaşım

Resim

Evet filmi sırf eleştirmek için dün izledim zorla gülmeye çalıştım ki adamın hayvanlığına gülmemek elde değil Recep İvedik günümüz sinema sanatında kültür ve medeniyet sınırılarını aşmış bir yapıt.

3.sünün olacağıda kesin o yüzden bu gişe rekorları kırıp aynı zaman en kötü film seçilmesinden dolayı halkımızın sinema sanatının bakışında derin bir zıtlık olduğunu düşünüyorum. Çok kötü bir film ama herkes izliyor, ondan daha çok çaba harcanan filmler arka planda bile kalıyor bunun yanında eleştirmenler ve halk tarafından kötü film seçiliyor.

Yahu bal gibi biliyoruz türk sinemasının kan kaybettiği şu dönemde şaşalı filmlere ihtiyacımız var halkımız iyi ve kötü filmi seçmesin iyi biliyor ama nasıl oluyorda recep ivedik rekorlar kırıyor.

Çünkü bence halk gözünden baktığımızda Türkiyenin şartlarıda göz önüne alınınca halkımızın gülmeye ihtiyacı var ne olursa olsun. Ekonomik kriz , işşizlik o dert bu dert derken insanoğlu yaşam şartları altında yaşamayı unutuyor. Aslında Recep İvedik tipik bir Türk Krosunu canlandırdığı için bir çok kişi recep ivedikde kendini buluyor ( isterseniz hakaret olarak algılayın :roll: )

ResimResim
ResimResim
ResimResim
ResimResim
Resim

Recep İvedik le çok şey yazmaya devam edeceğim…


1 by you.

İngiliz ordusunun ölüm makinaları arasında görünmeyen robotlar, kamuflaşlı tanklar olacak. İngiliz Savunma Bakanlığının tanıttığı silahları gelecekte sadece çok deneyimli profesyonel askerler kullanacak. Bildiğimiz anlamda bir orduya da belki gerek kalmayacak. İnsansız uçaklar bir komutla havalanacak ve yeryüzündeki hedefini bombalayıp geri dönecek. Şehirleri robot askerler işgal edecek ve güvenliği onlar sağlayacak. Robotlar ayrıca lojistik destek sağlayacak, yaralıların hastanelere taşınmasına yardımcı olacaklar. Her askerin bir tankı olacak ve bu tank içinde güvenli bir şekilde devriye gezecek.

1 by you.
7 by you.
4 by you.3 by you.5 by you.

the reader

2009 Akademi Ödülleri’nde 5 adaylığı olan The Reader, bir Stephen Daldry filmidir. Daha önce ilk filmi Billy Elliot ile 2000 yılında, The Hours filmiyle de 2002 yılında aday olan ama Oscar sevincin yaşayamayan İngiliz yönetmen ne yazık ki 2009 Altın Küre ödüllerinden de eli boş döndü. Filmi Bernhard Schlink romanından sinemaya David Hare uyarladı. Hanna Schmitz rolü için seçilen Nichole Kidman, hamileliği nedeniyle filmden ayrılınca Kate Winslet rolü üstlendi ve gerek cüretkar sahnelerde gerekse mahkeme sahnesinde gösterdiği performansla Altın Küre kazandı. Altıncı kez aday olduğu Akademi Ödüllerinin de en güçlü adayı. Filmin erkek oyuncuları genç yetenek David Kross ve yılların oyuncusu Schindler’s List ,The English Patient ,Red Dragon gibi başarılı filmlerden tanıdığımız Ralph Fiennes.

the reader

Kate Winslet’in Oscar’a layik görüldüğü film ve bir cesur sahne daha

Türkiye’de 6 martta vizyona girecek filmin konusu ;
1958 yılı Almanya’sında okul çıkışı eve gitmekte olan 15 yaşındaki Michael Berg hastalanır, evine gitmesi için ona yardım eden 36 yaşındaki kadına karşı minnet duyar ve iyileşince ona teşekkür etmeye gider. Aralarında fiziksel bir ilişki başlar. Kontrolü kadının elinde olan birbirlerini tanımaya anlamaya izin vermeyen, kadının öğretici, genç oğlanın öğrenci olduğu sadece cinsellikten ibaret bir ilişkidir bu. Önce her okul çıkışını sonra yaz mevsiminin gelmesiyle her gününü kadının yanında geçirmeye başlayan genç, kadına tutkuyla bağlanmıştır. Hanna’nın çocuktan kendisine kitap okumasını istemesiyle aralarındaki ilişki yeni bir boyut kazanır. Artık Michael okuyucu, Hanna ise dinleyicidir. Kitap okumak birinci sıraya cinsellik ise ikinci sıraya yerleşmiştir. Sadece adını bildiği, kitaplar okuduğu ve seviştiği kadına aşık olan genç, evin dışında da beraber vakit geçirebilecekleri hafta sonu şehir dışı gezileri bile planlar. Ama bu rüya günler tramvayda kondüktör olarak çalışan Hanna’nın ofise terfi etmesiyle son bulur. Ofiste çalışmak istemeyen Hanna, gence haber bile vermeden ortadan kaybolur.

New York Film Ekolü



1950’lerde Hollywood’a karşı doğan New York Film Ekolü’nün temsilcilerinden olan ünlü yönetmen-yapımcı Fehmi Gerçeker, Brezilya ve Amerika’dan sonra, Türkiye’deki üçüncü atölyesini Çengel Sanat’ta düzenliyor.
New York Film Ekolü Atölyesi’nde bir filmin bütün yapım aşamaları katılımcılar tarafından ortak çalışmayla gerçekleştiriliyor. Tamamen etkileşimli ve paylaşımcı olan atölyede, grup aktif bir şekilde kendi yönünü kendisi belirliyor. “Film yapılarak öğrenilir” yönteminin önemini vurgulayan Fehmi Gerçeker, bu nedenle ilk günden itibaren kamerayı katılımcıların kullanımına sunuyor. Katılımcıların bilgi ve deneyimlerini ortaya koymalarına imkan tanıyan atölye için Gerçeker, “Hata yapmaktan korkmadan, kişinin özverisini ve kendine güvenini ortaya çıkaran bir çalışma ” diyor.
Çengel Sanat, katılımcılara atölye saatleri dışında kaynak araştırma ve film izleme konusunda da yardımcı oluyor. Çalışmaların verimi açısından atölyeye sadece 10 kişi kabul ediliyor. Atölye için kayıtlar 19 Ekim’e kadar devam edecek. Ön kayıt için Çengel Sanat’tan katılımcı formu isteyebilirsiniz.
Atölye Programı:
Hollywood sineması
New York Film Ekolü
Amerikan bağımsız sineması
Film yapım biçimleri
Sinema- insan iletişimi
Senaryo yazımı
Casting / oyuncu seçimi
Mekan seçimi
Çekim
Kamera, ses ve ışık kullanımı
Oyuncu yönetimi
Kurgu teknikleri
Ses ve müzik efektleri
Film gösterimi ve incelemesi
Atölye Tarihi: 25 Ekim - 6 Aralık 2008Her hafta Cumartesi 10:00/ 17:00 arası (7 hafta toplam 50 saat ve üzeri)
Fehmi Gerçeker hakkında detaylı bilgi için: http://www.fehmigerceker.com/
Detaylı Bilgi için: http://www.cengelsanat.com/
Tel: 0216 418 30 31 , info@cengelsanat.com

Babylon A.D









Vatanı Amerika’dan kovulmuş eski bir paralı asker olan Tooroop (Vin Diesel), kanun dışı bir suç örgütünün başı olan Gorsky (Gerard Depardieu) tarafından Aurora (Melanie Thierry) isminde bir kızı ve bakıcısı olan Rahibe Rebeka’yı (Michelle Yeoh) Amerika’ya götürmek zorunda bırakılır. Sırbistan’dan başlayıp Rusya’yı boydan boya geçerek Bering Boğazına ulaşan Tooroop ve kargoları (filmde öyle isimlendirilmiş), sınırı geçerek Kanada üzerinden Amerika’ya ulaşırlar. Görevini tamamladığında Aurora’nın çok kıymetli bir şey taşıdığını öğrenen Tooroop hayatını tehlikeye atmaktan çekinmeyecektir.
Vin Diesel'in Performansını izlemek için bile bu film izlenmeli

Yukarıda konusunu kısaca özetlediğimiz filmin yönetmeni, adını 1995 yapımı Protesto – Nefret (La Haine) isimli filmle duyuran ve daha sonra çektiği Nehirler Kızıl Akacak (Les Riviéres Pourpres) ve Gothika ile de ününü perçinleyen Mathieu Kassovitz. Filmin başrol oyuncusu Vin Diesel. Kendisine Kaplan ve Ejderha (Crouching Tiger, Hidden Dragon) filminin başrol oyuncusu Michelle Yeoh eşlik ediyor. Bir diğer önemli rolü Fransız aktris Mélanie Thierry üstlenmiş. Bir de küçük bir rolde Gerard Depardieu’yu görüyoruz.






Film, tarih olarak 2017 sonrası bir zaman dilimi içerisinde geçiyor. Bu yönüyle bir bilim-kurgu. Sadece tarih sebebiyle değil, 2017’de Avrupa ve Rusya büyük bir yıkım geçirmiş, merkezi idareler iktidarlarını kaybetmiş ve tamamen bir kaos ortamı hüküm sürmektedir. Ama öte yanda Amerika kıtası ise medeni havasından hiçbir şey yitirmemiş ve ayakta kalabilmeyi başarmıştır. Filmin ilk yarısı boyunca insan hayatının hiçbir değer ifade etmediği, türlü sıkıntıların yaşandığı, yanmış, yıkılmış Asya ve Avrupa’nın içler acısı hali bir yol hikâyesi şeklinde aktarılıyor. Filmin ikinci yarısı ile Amerika’daki düzen, nizam ve intizam senaryo açısından ciddi bir çelişki gibi görünüyor. Filmde biraz Aurora kimliği üzerinden yönetmenliğini Alfonso Cuaron’un yaptığı Son Umut (Children of Men) havası verilmek istenmiş. Kargo teslimatı da akıllara Taşıyıcı (Transporter) isimli filmi getiriyor. İki filmi karıştırın, karakterleri de hem görünümleri hem de davranışları açısından 6. Element (Fifth Element)’den klonlayıp aynı tencereye atın, kısık ateşte 5 dk. pişirin, tuzunu, salçasını ilave edin, böyle bir film ortaya çıksın.
Zaten filmin yönetmeni de, yaptığı işi beğenmemiş olacak ki, yapımcı Fox şirketi ile sorunlarını dile getirip “Film için hiç mutlu değilim. Bir sahne bile isteğime göre çekilmedi. Senaryoya uyan hiçbir sahne yok. Kötü yapımcılar, kötü bir deneyim. Fox pg-13 tarzı bir çocuk filmi yapmak istedi. Onlarla kavgaya hazırım ancak umurlarında değil.” demiş. Filmin Amerikan versiyonu 90 dk., Fransız versiyonu 101 dk. ve Director’s Cut ise 161 dk. Böyle olunca da film de konu olarak neden bir yere varamadığımızı biraz olsun anlıyoruz. 71 dakika kesilmiş filmden :).
Oyunculuk açısından ise, Vin Diesel her zaman bildiğimiz standartlarında bir oyunculuk sergilemiş. Ya da şöyle diyeyim, Riddick’ten iyi değil. Kendisine eşlik eden Michelle Yeoh ise dövüş sahnelerindeki performansı ile durumu biraz olsun kurtarıyor, ama bu senaryo ile ancak bu kadar dedirtiyor. Melanie Thierry ise vasat bir oyunculuk sergiliyor.
Konu sonuca bağlanmadan bir anda bitiverince filmde pek çok şey yerli yerine oturmuyor, havada kalıyor. Sanki bir devam filmi gelecekmiş havası var, ancak ben bunun küçük bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. İlk başlangıcıyla izleyiciyi sarıveren, normal düşünce kalıplarının dışına çıkaran (bilim kurgu filmlerini bu yüzden severim), ikinci bölümü ve finaliyle izleyicilerini fazla memnun edemiyor. Böyle olunca da izlesem de olur, izlemesem de tarzında bir film ortaya çıkıyor.
top